Erbil’de yayınlanan Hewler Post’un Genel Yayın Yönetmeni Rebwar Kerim, Iraklı Kürtlerin ülkedeki haklarının korunması için Türkiye’nin ikna olması gerektiği düşüncesinde olduğunu söyledi. Kerim, şu anda Türkiye’nin ikna olduğu inancının yüksek olduğunu ve Kürtlerin son dönemde yaşanan politika değişikliğinden umutlu olduğunu kaydetti. Özellikle Neçirvan Barzani’nin Türkiye ile yakın bağlar kurmak istediğini anlatan Kerim, buna mukabil İran’ın bölgede Türkiye ile yoğun bir rekabet içinde olduğunu dile getirdi.
Irak genel seçim sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Altı çizilmesi gereken noktalar nelerdir?
Bu seçimler aslında Irak’ın kendisinin değil Irak’ın komşularının seçimi olmuştur. Bölgedeki her ülkenin kendi gündemi vardır. Bir tarafta İran, diğer tarafta Türkiye, Suudi Arabistan ve ABD yer almıştır. Sonuçta İran kazanmıştır. İran Sünnilere geçit vermeyecektir. Arap nasyonalizmi hüküm sürecekse bunu Şiiler yapacaktır veya başka türlü bir şey olacaksa bunu da yine Şiiler yapacaktır. Irak Arap dünyasının kalesiydi ama İran bunu kırmıştır. Irak artık bir Şii devletidir. Öte yandan Kürtler Sünnilerle birlikte olmamaya kararlıdır. Sünni Araplardan çektiklerini unutmamaktadırlar.
Seçim sonuçları Kürtlerin beklentilerine ne denli uygun oldu?
Kerkük’te Kürtlerin beklentisi daha yüksekti. Kürtler arasındaki rekabet daha fazla sayıda sandalye kazanmalarına engel oldu. Musul’daki sonuçlara baktığımızda ise buradaki oyların üçte birini almaları Kürtler açısından olumlu bir sonuçtur.
Sonuçlar Kürtlerin iç siyaseti açısından nasıl bir durum oluşturdu?
KDP’nin ezici bir üstünlüğü gibi bir görüntü oluştuysa da bunu çok abartmamak lazım. Ama KDP’nin siyasi ağırlığının artacağı kesindir. Fakat KDP laik rakibi KYB’yi tamamen kaybetmek istemez. Çünkü esas korkusu İslamcılardır. Kendisine karşı bir muhalefet olacaksa bunun laik partilerce yapılmasını tercih edecektir. Bu manada Goran’ın muhalefette olması KDP için daha tercih edilir bir seçenektir. Bir diğer husus, her partinin güçlü olduğu bölgelerde hâkimiyetini sürdürüyor olmasıdır. Bunda değişiklik olmamıştır. Irak Kürdistanı’ndaölgesinde siyaset henüz normalleşememiştir ve özgür siyaset yapılamaktadır. KDP Bahdinan’da başkalarının siyaset yapmasını engellerken, KYB ve Goran da aynı engeli Soran’da çıkartmaktadır. Eskiden silah yoluyla sağlanan bu kontrol şimdi yasal yollarla sağlanmaktadır. İlk kez bu seçimlerde kimin hangi bölgede güçlü olduğu çok daha net bir hal almıştır.
Fakat KDP’nin Soran bölgesinden aldığı bir destek var. Son seçimlerde 100 bine yakın oy aldı…
Bu zaten orada daha önceden de sahip olduğu bir destekti. Soran bölgesinde dedelerden kalan bir miras var. Kendilerini köklü KDP’li gören bir kitle var. Ama KDP Soran bölgesinde gençlerden destek bulamadı.
KDP’nin bölgenin tek gücü haline geldiği yorumlarına katılıyor musunuz?
Bu yorumlara katılmıyorum. KDP’nin bölgesel yönetimin başkanlığı için KYB desteğine ihtiyacı var. Çünkü bölgeyi temsil eden en güçlü makam bölge başkanlığıdır. Seçim sonuçlarının iki parti arasındaki stratejik ittifakı bozacağına inanmıyorum. Açıkçası KDP Celal Talabani’nin ölümü beklemektedir. KYB’nin dağılıp dağılmaması Talabani’nin varlığına bağladır. Talabani’nin karizması partisi için çok önemli bir faktördür. Ayrıca, KDP’nin Kürt hareketindeki sözcülük rolü artacaktır ama Kürtler içinde KDP’nin hâkimiyetine karşı artan bir direniş de vardır.
Sizce Goran Kürt siyasetinde neye hangi değerlere karşılık geliyor?
Goran’ın ortaya çıkışı bir tepkiydi. Şu an bir hareket niteliğinde. Partileşirse kan kaybedecektir. Yeni olduğu için bir rağbet görmüştü ama kalıcı olacağını zannetmiyorum. Bence çok fazla lider odaklı bir hareket. Neşirvan Mustafa sonrası hareketin geleceği belirsizdir. Goran KDP tarafından da kabul görmektedir. İslamcı rakiplerine göre Goran’ı tercih etmektedir. Geçmişte İslamcıların çok güçlü olduğu zamanlar ve bölgeler oldu. Adeta kendi devletlerini ve hukuklarını hâkim kılmışlardı.
KYB’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Talabani sonrasında KYB’yi zor bir dönem bekliyor. Bir süre için partide birliktelik olabilir. Ama partide farklı gruplar vardır ve bunlar zamanla dağılabilir. Bu yıl Ekim ayında partinin kongresi vardır. Bu kongrede Talabani sonrası dönemin işaretlerini görebiliriz. KYB içinde 3 akım hep varlığını korumuştur. KDP ile yapılan stratejik anlaşma son yıllarda parti içinde büyük eleştirilere ve kopmalara neden olmuştur.
Sizce Kürtler için Bağdat’ta işler yolunda gidiyor mu?
Bana kalırsa İran kimi isterse Irak’ın cumhurbaşkanı o olacaktır. İran Irak’ın artık bir Arap ülkesi olmadığı mesajını vermek için o makama bir Kürt’ün gelmesini istemektedir. Tahran için bir Sünni cumhurbaşkanı tehlikelidir. Kürtler açısından da Sünni Arapların desteklenmesi kaygı yaratmaktadır. Sözkonusu destek Kürtler’de bir dışlanmışlık hissi yaratmaktadır. Kürtler bizi devre dışı bırakırsanız kendi evimize döner başımızın çaresine bakarız diye düşünüyorlar. Aslında Irak dağılmaya gidiyor. Mesut Barzani’nin Joe Biden’ın Irak’ın 3’e bölünmesini öngören projesini yüksek sesle dile getirmesi bununla açıklanabilir. Barzani, Sünnilerin bu denli güçlü biçimde desteklenmesine ve Kürtlerin zayıflatılmak istenmesine tepki gösterdi. Bana göre Türkiye de artık Irak’ın üniter bir yapıda birarada kalamayacağını göze aldı. Mesut Barzani’nin daveti de bunun göstergesi.
Bölgesel Yönetim ile Türkiye arasındaki ilişkilerin nispeten iyileşmesini neye bağlıyorsunuz?
Kürtler Türkiye’yi doğru anlayınca rahat ilişki kurmaya başladılar. Hükümet, medya, güvenlik kurumlarının ayırdına vardılar. Kürtler Irak’taki haklarının korunması için Türkiye’nin ikna olması gerektiğini düşünüyorlar. Şu anda Türkiye’nin ikna olduğu inancı yüksektir. AK Parti iktidarıyla birlikte çok önemli bir değişim oldu. Eskiden hiçbir şekilde muhatap alınmayan bir kişi şimdi Bölgesel Yönetim Başkanı sıfatıyla davet ediliyor. Kürtler de Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesini istiyor. Özellikle Neçirvan Barzani Türkiye ile yakın bağlar kurmak istiyor. Buna mukabil Berham Salih İran’ın etkisine oldukça açık. Hatta kendisinin başbakanlığı İran’ın baskısıyla mümkün oldu. Zaten başbakan olunca da ilk resmi dış gezisini İran’a yaptı.
Sizce Kürtlerin bugüne kadar sağladıkları kazanımlarla ilgili en büyük tehdit algılamaları nedir?
Kürtler merkezin güçlenmesinden çok korkuyor. Hanekin’e Irak ordusunun girmesi çok önemli bir işaret oldu. Şu anda Kürdistan bölgesi üzerinde hak iddia edecek tek güç Bağdat’taki merkezi hükümettir yani Araplardır. Yani Kürtler için en büyük tehdit, güçlenen bir Bağdat’tır. Türkiye’yi tehdit görmezler çünkü Türkiye’nin burada gözünün olmadığını biliyorlar. Korku Araplardandır.
Türkiye ile Bölgesel Yönetim arasındaki ilişkilerde bundan sonra bir kırılma yaşanabilir mi?
Türkiye ile ilişkiler en kötü dönemlerde dahi çok kuvvetliydi. Hatta bu ilişkiler askerlerle sürdürülüyordu. Türkiye’nin bölgede 7 askeri irtibat bürosu var. Güvenlik gibi teknik nitelikle ilişkiler hiçbir zaman kopmadı. Türkiye ile Iraklı Kürtlerin bağları güçlüdür. 1994-1998 yılları arasında Kürtler arasında cereyan eden iç savaş aslında Türkiye ve İran’ın savaşıydı. O dönem bu mücadeleyi Türkiye kazandı. Türkiye her zaman Celal Talabani’ye karşı Mesut Barzani’yi desteklemiştir. İlişkiler zannedildiğinden daha güçlüdür. Barzani’nin eşi Ceylan Hanım’ın Hakkarili bir Kürt olduğunu da burada not edebiliriz.
Bölgedeki bazı analistler Neçirvan Barzani ile Mesut Barzani arasında bir rekabet olduğunu savunuyor. Gerçekten böyle bir rekabet var mı?
İkisi arasındaki ilişkiler baba oğul gibidir. Mesut Barzani’nin yeğeni ve damadı olan Neçirvan’a tehdit olarak bakması mümkün değildir. Çünkü Neçirvan, Mesut Barzani sayesinde yükselmiştir. Önümüzdeki KDP kongrezsinde Neçirvan’ın parti başkanı olması beklenmektedir. Parti başkanı olunca en önemli hedeflerinden birinin partiyi Süleymaniye’ye sokmak yani burada da desteğini artırmak olduğunu biliyoruz.
Neçirvan Barzani’nin nasıl bir Türkiye vizyonu var ?
Türkiye ile ilişkilerin iyi tutulması, Molla Mustafa Barzani’nin bir mirasıdır. O Türkiye’nin yerine hep ayrı görürdü. Neçirvan Barzani de Kürtlerin iç savaşı sırasında Türkiye’nin verdiği desteği güvenilir bulduğunu her fırsatta söylemiştir. Türkiye’nin KDP’ye o dönem ne yardım taahhüt ettiyse bunu vaktinde ve söz verdiği şekilde yaptığını söyler. Kendilerini yarı yolda bırakmamasını hiç unutmamıştır. Ama Araplar ve İranlılar ile tecrübeleri bu şekilde değildir. İran’da Iraklı Kürtleri kimin seveceğinin ya da kimin vuracağının belli olmadığı düşüncesine sahiptir. Hatta şöyle bir sözü vardır: ‘İran kadar hiçbir devlet seni yarı yolda bırakamaz.’ Neçirvan Barzani, Türkiye’nin dostuyla dost olan, düşmanıyla da düşman bir ülke olduğu görüşündedir. Yani O’nun gözünde Türkiye, öngörülebilir ve kartlarını açık oynayan bir devlettir.
Son dönemdeki gelişmeler nedeniyle Irak Kürt kamuoyunun PKK’ya bakışında bir değişme yaşandı mı?
Türkiye’nin içeride ve dışarıda attığı adımlar, bölge insanının PKK’ya bakışını değiştirdi. Daha önce buradaki Kürtler, Türkiye’nin nasıl olsa kendileriyle PKK’yı eşdeğer gördüğü ve arasında bir ayrım yapmadığı gerekçesiyle örgüte manevi destek veriyordu. Ama Türkiye’nin Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile buzları eritmesi şimdi Iraklı Kürtlerin psikilojisinde PKK konusunda farklı bir hissiyat doğmasına neden oldu.
Görüşlerinizi açıklıkla ifade ettiğiniz için teşekkür ediyoruz.
*Bu röportaj 12 Mayıs 2010'da ORSAM Ortadoğu Uzmanı Oytun Orhan ve Yönetici Editör Ogün Duru tarafından Erbil'de gerçekleştirilmiştir.