Merkezi Erbil’de olan Türk-Kürt Dostluk Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanı Şıvan Taveng, şu anda Irak’ta Kürt bölgesinde, Araplarla ve İranlılarla yakınlaşmaktan ziyade Türkiye ile yakınlaşma söyleminin daha güçlü olduğunun altını çizdi. Taveng, Irak’ta Şiilerin ve Sünni Arapların yoğun bir dış destek bulurken Kürtlerin yalnız kaldığını, bu nedenle Türkiye ile ve Türkiye üzerinden Batı ile ilişkilerini geliştirmek arzusunda olduklarını kaydetti. Taveng bu noktada, ABD’nin Kürtleri Türkiye’ye emanet etme düşüncesi yaygın olarak tartışıldığını, bölgesel güç olmaya oynayan bir Türkiye için de Kürt kartının en iyi kart olduğunu savundu.
Türkiye ile Bölgesel Kürt Yönetimi arasındaki ilişkilerin hızla gelişmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
TAVENG: Türkiye için Irak Kürdistanı’yla ilişkilere engel olan 3 sorun vardı. Kerkük’ün durumu, Iraklı Kürtlerin bağımsızlığı olasılığı ve PKK sorunu. Fakat karşılıklı temaslar arttıkça bu sorunlara ilişkin kaygılar azalmaya başladı. Ankara ve Erbil’deki üst düzey ziyaretler önyargıları kırdı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay gibi önemli yetkililerin ziyaretleri bölgedeki kanaatleri olumlu yönde etkiledi. 1991’de başlayan ilişkiler uzunca bir süre Kürt partilerinin temsilcileri düzeyinde devam etmişti. Türkiye daha önceleri Irak Kürdistanı’na güvenlik perspektifiyle yaklaşıyordu. AK Parti iktidarı ile bu bakışta bir değişim yaşandı. Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Erbil ziyareti dönüm noktası oldu. Yeni dönemde güvenlik kaygılarının yerini siyasi ve ekonomik odaklı bir bakış açısı aldı. Temel bakış açısı ortak çıkarların ve diyaloğun ön plana çıkartılması oldu. PKK saldırılarının Irak Kürdistanı üzerinden gerçekleşmemesi konusunda Bölgesel Kürt Yönetimi oldukça kararlı. Her iki tarafın bu konuyu uzun vadeli düşünmesi gerekiyor. Taraflar askeri yöntemlerden daha önemli olanın diplomatik yöntemler olduğu sonucuna varmış durumda. Zaten Türk ve Kürt toplumlarını birbirlerine bağlayan birçok unsur vardır. Din ve ortak kültürün paylaşımı gibi bağlayıcı etkenler var. Şu anda Kürt bölgesinin söyleminde Araplarla ve İranlılarla yakınlaşmaktan ziyade Türkiye ile yakınlaşma söylemi daha güçlü. Tabii bunda Irak’ın iç dinamiklerinin de etkisi var. Şiiler İran’dan, Sünni Araplar ise 22 Arap ülkesinden destek görmekte. Bu denklem içerisinde Kürtler yalnız kalmakta. Bu nedenle Türkiye ile ve Türkiye üzerinden Batı ile ilişkilerini geliştirmek istemekteler. 2011’den sonra ABD Irak’tan tamamen çekilecek. Bir güç boşluğu ortaya çıkacaktır. Kürtlerin bu ortamda bir desteğe ihtiyacı var. İran’ın daha da güçlenmesini ne Kürtler ne de Sünni Araplar istiyor. Türkiye’nin ılımlı bir bölgesel güç olarak ortaya çıkması hem ABD hem de Kürtler için önemli. Bu noktada, ABD’nin Kürtleri Türkiye’ye emanet etme düşüncesi yaygın olarak tartışılıyor. Türkiye’nin büyük bir güç olduğu için yapması gerekenler var. Doğru adımlar atılırsa Türk-Kürt dostluğu pekişecektir.
Bölgesel Kürt Yönetimi ile Türkiye arasındaki ilişkilerin hızla gelişmesinde yalnızca Türkiye’nin tutum değiştirmesi mi etkili oldu? Kürtler açısından bir tutum değişikliği yok muydu?
Tutum değişikliği her iki tarafta da oldu. Türkiye Irak Kürdistanı’nda hava harekâtları düzenlerken Neçirvan Barzani’nin dostluk eli uzatması ve diyalog gerektiğini söylemesi çok olumlu yankı buldu. Kürtlerin kendi içindeki değişim de önemli. Demokratikleşme, Türkmenlere kota verilmesi, PKK’yı pasifize edecek adımların atılması olumlu rol oynadı. Bu değişim sürecinde küresel güçlerin de etkisi oldu. Avrupa Birliği’ne tam üyelik yolunda ilerleyen Türkiye’nin kendi Kürt sorununu çözme yönünde attığı adımlar da ilişkilerin gelişmesini kolaylaştırdı. Türkiye Irak Kürdistanı’ndan yıllık 5 milyar dolar ticari kazanç sağlamakta. Bu rakam, Türkiye’nin Yunanistan’la olan ticaretinin iki katı. Barzani’nin Ankara ziyareti ilişkiler açısından dönüm noktası olacak. Barzani bu kez resmi sıfatıyla Türkiye’yi ziyaret edecek. Erbil’de konsolosluk açılması Türkiye’nin Kürt bölgesini defacto olarak tanıması anlamına gelmekte. Bu da ilişkilere hız kazandıracak. Irak Kürdistanı Türkiye’nin Arap dünyasına açılan kapısıdır. Türkiye Irak ile ilişkileri 20 milyar dolara çıkarmak istemektedir. Bilindiği üzere Türkiye’nin Irakla olan ticaretinin yüzde 60’ı Irak Kürdistanı iledir. Kürt yönetimi tüm iyi niyetini göstermiştir. En büyük inşaat ihaleleri Türk firmalarına verilmiştir. Türkiye, Irak Kürdistanı’ndaki yatırımlarda aslan payını almaktadır. Kerkük Irak Kürdistanı’na bağlanırsa oradaki yeniden yapılanma projelerindeki aslan payını yine Türkiye alacaktır. Türkiye yeni Ortadoğu politikasında Kürtlere yönelmeye başladı. Daha önce Sünnilere ve Şiilere önem veriyordu. Fakat istediği sonuçları alamadı. İşte bu noktada Kürtlerin önemini anladı. Şimdi beraber çalışma konusunda ortak irade söz konusudur. Türkiye bölgesel güç olacaksa kullanabileceği en etkin kart Kürt kartıdır. Mesut Barzani’nin ziyaretinden sonra vizelerin kaldırılması, uçak seferlerinin artırılması gibi birçok adım atılmalıdır.
Peki Kürt bölgesinin Türkiye’ye sunacağı avantajlar ticari faaliyetlerle mi sınırlı? Güvenlik konusunda bir ilerleme sağlanamayacak mı?
PKK’nın asıl kaynağı Irak Kürdistanı değil Türkiye’nin içi. Bir kısım PKK’lının Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin sınırları içinde bulunması buradaki yönetimin iradesi dışında bir olaydır. Kürdistan hükümeti örgütü sınırlandırmak için elinden geleni yapmaktadır. Türkiye’de anayasal anlamda Kürtlerle ilgili açılım olmaması halinde PKK sorununun çözülemeyeceğinden yani şiddetin tekrar patlak vereceğinden korkmaktadırlar. Anayasa’da kültürel haklar garanti altına alınmalıdır. Mesele Türkiye’nin içinde çözülmesi gereken bir meseledir.
Türkmenler ve Kürtler, Saddam Hüseyin rejimi dönemindeki baskıcı politikalardan çok etkilendiler. Bir noktada, daha demokratik bir yönetime kavuşulması için yapılan mücadelede aslında aynı saftalardı. Fakat 2003’ten hemen sonra, özellikle ihtilaflı bölgelerde Türkmenler ve Kürtler arasında hızlı bir çatışma, buna mukabil Türkmenler ve Araplar arasında hızlı bir yakınlaşma oldu. Sizce Türkmenler ve Kürtler arasında ilişkileri iyileştirmek için ne yapılmalı? Bu konuda atılabilecek adımlar var mı?
Türkmen meselesine etnik ve mezhebi açıdan değerlendirmeliyiz. Türkmenlerin çoğu Şii mezhebine mensuptur ve bu kimselerde Şii ideoloji ağır basmaktadır. Bu durum Kürtler için de geçerlidir. Bağdat’ta 1 milyon Feyli Kürt yaşamaktadır. Bunların mezhepsel kimliği daha baskın olduğu için Kürtlere uzak durmaktadırlar.
Ankara-Erbil hattındaki yakınlaşma Türkmenler ile Kürtler arasındaki buzların erimesine neden olur mu?
Aslında Kürt yönetiminin Türkmenleri göz ardı etmesi söz konusu değil. Eğitim haklarına bakarsanız bunu hemen görürsünüz. Yakınlaşmanın olmamasında Irak Türkmen Cephesi’nin geçmişte olumsuz bir rolü oldu. Türkmenlerin haklarından mahrum bırakıldıkları doğru değildir. Burada kendi dillerinde eğitim görüyorlar. Hakları anayasal olarak güvence altında. Ama bu süreci bozmaya çalışanlar var. Türkmenlerle Kürtlerin ilişkileri binlerce yıl geriye gidiyor. Türkmenler zulme uğradığında kimsenin sesi çıkmamıştı. Hatta Türkiye’nin dahi tepkisi olmamıştı. Aslında Irak’ta hem Türkmenler hem Kürtler zulme uğramıştır. Türkmenlerle Kürtlerin ilişkilerinin gergin olmasından nemalananlar var. Kürtler çoğunlukta olsalar da yönetim bazında herkese eşit muamele vardır. Türkmenler bir noktada kendi kendilerini de ihmal etmiş durumdadır. Seçimlerde kendi listelerine dahi oy vermediler. Bölgesel Başkan Barzani’nin azınlıklar hükmünün anayasadan kaldırılması için verdiği yeni talimat çok önemlidir. Sayın Barzani herkesi bir ulusun ortak unsurları görmek istemektedir. Öte yandan, Kürt yönetimi, Kerkük’ün kendi sınırlarına katılmasını isterken Türkmenlerle Kürtler arasında ortak çıkarlara dayalı bir yaşam alanı oluşturulması söylemi kullanmaktadır.
Açıklamalarınız için teşekkür ederiz.
*Bu röportaj 13 Mayıs 2010'da ORSAM Ortadoğu Uzmanı Oytun Orhan ve Yönetici Editör Ogün Duru tarafından Erbil'de gerçekleştirilmiştir.