English
  • Türkiye - Ortadoğu
  • Kuzey Afrika
  • Filistin - İsrail
  • Suriye
  • İran
  • Irak
  • Basra Körfezi
  • Yemen
  • Afganistan-Pakistan
  • Terör - Ortadoğu
  • ABD - Ortadoğu
  • Ürdün
  • Lübnan
  • Enerji - Ekonomi - Çevre
  • Kafkasya - Ortadoğu
  • Orta Asya - Ortadoğu
  • Rusya Federasyonu - Ortadoğu
  • Irak Kürtleri
  • Irak Türkmenleri Çalışmaları
  • Diaspora Çalışmaları
  • Düşünce Kuruluşları
  • Konferanslar - Sempozyumlar
  • Paneller ve Çalıştaylar
  • Yuvarlak Masa Toplantıları
  • Türkmen Aydınları Toplantıları
  • IKBY Başkanlık Divanı Başkanı Dr. Fuad Hüseyin ile Ortadoğu’daki geniş çaplı gerginlikleri, bunların Irak’ı ve özellikle Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY)’ni nasıl etkilediği hakkında konuştuk.
    Suriye Türkmen Meclisi Başkanı Abdurrahman Mustafa ile Suriye Türkmenleri hakkında konuştuk.
    T.C. Başbakanlık Başmüşaviri Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya ile 2003 Sonrası Irak'ın temel dinamikleri ve Türkiye-Irak ilişkilerini hakkında konuştuk.
    Davood Feirahi ile Ortadoğu ve bölgede yükselen mezhepçilik hakkında konuştuk.
    Molla Bahtiyar ile Bölgedeki Kürtlerin durumunun ne olacağına, IŞİD sorununu Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin tavrını konuştuk.
    Bobby Salman Sayyid ile Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü tarafından 14-17 Ekim 2014 tarihleri arasında ikincisi düzenlenen Ortadoğu’da Siyaset ve Toplum Kongresi’nde “Ortadoğu’da Düzen ve Yeni Siyaset İmkânı” hakkında konuştuk.
    Necmettin Kerim ile Türkiye Irak ilişkilerini, yeni kurulan Irak hükümetinin durumunu, Kürt Bölgesel Yönetimi IŞİD ile mücadele sorunu ve Kerkük üzerine konuştuk.
    Arap Reform İnisiyatifi Yönetici Müdürü Bassma Kodmani ile 4. yılına giren Suriye iç savaşına Uluslararası toplumun bakışını, Suriye muhalefetinin durumunu, uluslararası aktörlerden beklentilerini konuştuk.
    Kahtan Vendavi: Irak’ın siyasi partileri, hükümet ve Kürt Bölgesindeki hükümetin aralarında anlaşma olduğu müddetçe Kerkük’e IŞİD giremez.
    Irak Türkmen Cephesi Yürütme Kurulu üyeleri Irak’ta yaşanan son gelişmeleri görüşmek üzere 23 Haziran 2014 tarihinde Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirmiştir.
    Naciri: “Bölgenin Geleceği Asli Unsurlarının Değişen Statükoya Verecekleri Cevaba Bağlı”
    Hisarcıklıoğlu: “Türkiye’nin küresel ekonomik sisteme eklemlenmesi olmazsa olmaz”
    AFAD Başkanı: “Türkiye Başarısını Tecrübesine, Sistemli Olmasına ve Siyasi İradesine Borçlu”
    Iraklı Bektaşi Heyetiyle 17 Ağustos 2015 tarihinde ORSAM’da bir toplantı gerçekleştirilmiştir.
    YTB’nın desteği ile saha çalışmasına dayalı olarak hazırlanan “Türkiye-Lübnan Dostluk Köprüsü: Lübnan’da Türk Varlığı ve Osmanlı Mirası” başlıklı raporun tanıtım toplantısı 30 Temmuz 2015 tarihinde gerçekleştirilmiştir.
    ORSAM, Türk Kızılayı ve Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu işbirliği ile hazırlanan Türk Kızılayı Toplum Merkezi Projesi İhtiyaç Tespiti başlıklı rapor, 13 Temmuz 2015 tarihinde TEPAV’nda gerçekleştirilen bir toplantı ile tanıtılmıştır.
    8 Haziran 2015 tarihinde ORSAM tarafından T.C. Başbakanlığı’nın desteği ile “Türkiye-Irak İlişkileri” başlıklı çalıştay düzenlenmiştir.
    9 Haziran 2015 tarihinde Ankara’da düzenlenen ORSAM tarafından yayınlanan "Irak’ta IŞİD Sonrası Tartışmalı Aktör: Haşdi Şaabi” başlıklı raporun sunumu gerçekleştirilmiştir.
    Georgia State Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nden bir grup öğrenci 18 Mayıs 2015 tarihinde Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi’ne (ORSAM) bir ziyaret gerçekleştirmiştir.
    SDE (Stratejik Düşünce Enstitüsü) Akademi’den bir grup öğrenci, 09 Mayıs 2015 tarihinde Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi’ne (ORSAM) bir ziyaret gerçekleştirmiştir.
    Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Topluluğu’ndan kırk kişilik bir öğrenci grubu, 05 Mayıs 2015 tarihinde Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi’ne (ORSAM) bir ziyaret gerçekleştirmiştir.
    Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) ve Hasan Kalyoncu Üniversitesi (HKÜ) Kalyoncu Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (KALMEC) arasında 3 Nisan 2015 tarihinde “Suriye Krizi’nin Bölge Ülkelerine Etkileri” konulu yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirilmiştir.
    ORSAM, ulusal ve uluslararası alanda attığı adımlarlara bir yenisi daha ekleyerek, Irak Ulusal Güvenlik Müsteşarlığına bağlı olan düşünce kuruluşu Al-Nahrain Center ile işbirliği protokolü imzalamıştır.
    Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) ve ABD merkezli araştırma merkezi Near East South Asia (NESA) işbirliğinde 24-25 Mart 2015 tarihlerinde “Stratejik Çalışmalar Zirvesi” düzenlenmiştir.
    Abant İzzet Baysal Üniversitesi Münazara ve Sosyal Bilimler Topluluğu’ndan bir öğrenci grubu, 24 Mart 2015 tarihinde Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi’ne (ORSAM) bir ziyaret gerçekleştirmişlerdir.
    Shanghai Institute for International Studies(SIIS)’ten dört kişilik bir heyet 17 Mart 2015 tarihinde ORSAM’a bir ziyaret gerçekleştirmiştir
    25 kişilik Gençlik Heyeti, ‘Gençlik Köprüsü Programı’nın ilk günü olan 17 Mart 2015 tarihinde ORSAM'a bir ziyaret gerçekleştirmiştir.
    Tahran Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Dr. Davood Feirahi ile SETA Araştırmacısı Can Acun’un konuşmacı olarak katıldıkları “Türkiye ve İran Perspektifinden Müslüman Kardeşler Hareketi” konulu bir yuvarlak masa toplantısı 6 Mart 2015 Cuma günü ORSAM’da gerçekleştirildi.
    ORSAM ve Beyrut Amerikan Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Issam Fares Enstitüsü işbirliğinde 2 Mart 2015 tarihinde Beyrut Amerikan Üniversitesi yerleşkesinde bulunan Issam Fares Enstitüsü oditoryumunda “Suriye Krizinin Komşu Ülkelere Etkisi” başlıklı bir panel düzenlenmiştir.
    Katar Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı olarak faaliyet gösteren Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden dört kişilik bir heyet 17 Şubat 2015 tarihinde ORSAM’ı ziyaret etmiştir.
    ORSAM ve Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) işbirliği ile 28 Ocak 2015 tarihinde Arap Barış Girişimi Kıdemli Araştırmacısı Alvaro Vasconcelos’un konuşmacı olduğu bir toplantı düzenlenmiştir.
    23 Ocak 2015 tarihinde Ankara’da ORSAM tarafından Yabancı Terörist Savaşçılar konusunda “The State of Affairs in Foreign Terrorist Fighters Research Workshop” başlıklı bir uluslararası çalıştay düzenlenmiştir.
    ORSAM ve TESEV işbirliğinde hazırlanan Suriyeli Sığınmacıların toplumsal ve ekonomik etkilerini inceleyen raporlar 9 Ocak 2014 tarihinde TOBB Üniversitesi’nde gerçekleştirilen toplantı ile tanıtılmıştır.
    ORSAM 26 Aralık-31 Aralık 2014 tarihleri arasında Irak’ın Erbil, Süleymaniye ve Kerkük vilayetlerine saha araştırması kapsamında ziyaret gerçekleştirmiştir.
    Ege Üniversitesi, ULİT -Uluslararası İlişkiler Topluluğu’nun ORSAM Ziyareti
    ORSAM-NESA-Yıldız Teknik Üniversitesi İşbirliğinde “Değişen Ortadoğu’da Irak, Suriye ve Türk-Amerikan İlişkileri” Başlıklı Toplantı
    Rusya Federasyonu Gazeteci heyeti 9 Aralık 2014 tarihinde Ortadoğu ve Türkiye ilişkileri hakkında bilgi almak için ORSAM’ı ziyaret etmişlerdir.
    Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Topluluğu’nun ORSAM Ziyareti
    Uludağ Üniversitesi “Uluslararası İlişkiler Konferansı”nda ORSAM Paneli Düzenlenmiştir
    ORSAM, İPM-Sabancı Üniversitesi-Stiftung Mercator Girişimi, ABKAD ve TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Ortak Konferans: “Müzakerelerin Ötesinde– Avrupa’da Türkiye’nin Geleceği”
    ORSAM, TOBB ETU Uluslararası İlişkiler Bölümü ve Avusturya Büyükelçiliği’nin işbirliği ile Dr. Gudrun Harrer’in konuşmacı olduğu bir konferans gerçekleştirilmiştir.
    ORSAM, SAM ve TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi 3 Kasım 2014 tarihinde “Ukrayna’daki Güncel Gelişmelerin Ardından Karadeniz’de Bölgesel Güvenlik ve İşbirliği Perspektifi” başlıklı bir konferans düzenlemiştir.
    Sakarya Üniversitesi II. Ortadoğu'da Siyaset ve Toplum Kongresi’nde ORSAM Paneli Düzenlenmiştir
    ORSAM, Japonya Büyükelçiliği ve SAM işbirliği ile Japonya ve Türkiye arasında diplomatik ilişkilerin tesis edilmesinin 90. yıldönümü vesilesiyle “Japonya ve Türkiye –Nereden Geldik, Nereye Gidiyoruz?” konulu ortak bir sempozyum düzenledi.
    ORSAM, Woodrow Wilson International Center for Scholars işbirliği ile 25 Ağustos 2014 tarihinde Washington’da “Türkiye, Irak ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi” başlıklı bir panel düzenlemiştir.
    Japonya’da faaliyet gösteren The Japan Institute of International Affairs (JIIA) isimli araştırma merkezinden altı kişilik bir heyet 19 Ağustos 2014 tarihinde ORSAM’a bir ziyaret gerçekleştirmiştir.
    ORSAM, 13 Haziran 2014 Cuma günü “2014 Seçimleri Sonrası Irak’ın Geleceği” başlıklı bir çalıştay düzenledi. Çalıştayda farklı grupların seçim performansı değerlendirilirken, aynı zamanda Irak Kürt Bölgesel Yönetimi iç siyaseti, Erbil-Bağdat ilişkileri de ele alındı.
    Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM), İtalyan araştırma merkezi Istituto Affari Internazionali (IAI) işbirliğinde 6 Haziran 2014 tarihinde Roma’da “Turkish Policy toward the Syrian Crisis and the Impact of Refugees” başlıklı bir toplantı düzenlemiştir.
    ORSAM ve Ürdün Üniversitesi Stratejik Çalışmalar Merkezi, 26 Mayıs 2014 tarihinde Amman’da “Exchanges on the Middle East: Turkey-Jordan Relations within the Changing Regional Environment” başlıklı bir çalıştay düzenledi.
    ORSAM, Washington’da Middle East Institute ve Migration Policy Institute işbirliği ile “Syrians on the Edge: The Status of Refugees in Neighboring Countries” başlıklı bir toplantı düzenlemiştir.
    ORSAM Kitapları No: 7
    Ortadoğu Kitapları No: 5
     
    Osmanlı Vilayet Salnamelerinde Bağdat
    ORSAM Kitapları No: 6
    Ortadoğu Kitapları No: 4
     
    Osmanlı Vilayet Salnamelerinde Basra
    ORSAM Kitapları No: 5,
    Ortadoğu Kitapları No: 3

    Osmanlı Vilayet Salnamelerinde Musul
    "ORSAM ORTADOĞU YAZ OKULU SEMİNER PROGRAMI"
     TUTANAĞI
    "JAPONYA - TÜRKİYE ARASINDAKİ
    BAĞLAR VE KARŞILIKLI ETKİLEŞİMİN GELECEĞİ TOPLANTISI"
    TUTANAĞI
    "2014 SEÇİMLERİ SONRASI IRAK’IN GELECEĞİ ÇALIŞTAYI"
    TUTANAĞI
    "ORTADOĞU TÜRKMENLERİ SEMPOZYUMU"
    TUTANAĞI
    "ORTADOĞU’DA KÜRTLER VE BÖLGENİN
    GELECEĞİNE ETKİSİ"
    TOPLANTISI TUTANAĞI
    “IRAK KÜRDİSTAN BÖLGESEL YÖNETİMİ’NDE SİYASAL
    GELİŞMELER VE TÜRKİYE İLE IRAKLI KÜRTLER
    ARASINDAKİ İLİŞKİLERİN GELECEĞİ”
    TOPLANTISI TUTANAĞI
    HİNDİSTAN’IN EN ÖNDE GELEN ORTADOĞU VE TÜRKİYE UZMANI AFTAB KAMAL PASHA İLE RÖPORTAJ

    Hindistan’ın büyüyen ekonomik gücüne paralel olarak uluslararası politikada da ağırlığı gittikçe artmaktadır. Valdai Forumu için Rusya’nın Soçi kentinde bulunduğumuz sırada Hindistan’ın en önde gelen Ortadoğu ve Türkiye uzmanı Aftab Kamal Pasha ile röportaj yapma imkanı elde ettik. Pasha’nın birçok kitabı arasında Türkiye-Hindistan ilişkileri de bulunuyor. Hindistan’da Batı Asya Araştırmaları Merkezi’nin başkanlığını yürüten Pasha ile gerçekleştirdiğimiz röportajda Arap Devrimlerini, Hindistan’ın Arap Devrimlerine ve Suriye meselesini ve son olarak da Türkiye-Hindistan ilişkilerini konuştuk.
     
    Röportaj: Hasan Kanbolat, Oytun Orhan
     
    ORSAM: Siz Arap Baharını nasıl tanımlıyorsunuz? Sizce yaşananlar bir devrim mi yoksa sadece ayaklanma hareketleri mi, fikriniz nedir?
     
    PASHA: İran, Türkiye- İsrail ve Arap ülkelerini kapsayan alan Hindistan’da Batı Asya ve Kuzey Afrika olarak adlandırılır. Bu bölge en eski yerleşimlerin olduğu gibi bölgedir. Nil’den Mezopotamya’ya kadar pek çok medeniyete ve başta Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam olmak üzere birçok dine ev sahipliği yapmıştır. İslami dönemde Emeviler, Fatımiler ve Abbasiler bu bölgede hüküm sürmüştür. Sonra, Arapların hakimiyeti M.S. 1258’de Moğollar tarafından sonlandırılmıştır. Osmanlıların hakimiyetinden sonra bölge halkı üzerinde en büyük etkiyi Avrupalıların hakimiyeti olmuştur. İngilizler bu bölgeyi Hindistan üzerinden yönetmişlerdir. İngilizler Mekke Şerifi Hüseyin’e birleşik bir Arap Krallığı için söz verdiler fakat bu sözü tutmadılar. Bu şekilde İngilizler, Arap milliyetçiliği, petrol rezervlerinin korunması e bölgenin stratejik kontrolü açısından bölgeyi Kuveyt, Mısır, Suriye, Ürdün ve diğerleri olmak üzere küçük Arap devletlerine böldüler. Böylece bu devletler yapay bir şekilde yaratıldılar. Arap milliyetçiliği yükseliyordu. İngilizler Arapları her fırsatta Osmanlı İmparatorluğu’na karşı kullandılar. Devletler yapay sınırlar ve Arap kabilelerinin dağılımıyle yapılandırıldı. Bu şekilde Mısır, İran ve Ürdün gibi monarşiler kuruldu. Mısır, 1952’de Cemal Abdülnasır’ın devirmesine kadar Arap dünyasındak ilk monarşiydi. Arap milliyetçiliği dalgası bölgeyi vurdu ve Irak’da 1958’de ve Yemen’de 1962’de krallık devrildi. Sonrasında 1967’de Arap-İsrail savaşı bazı cumhuriyetçi ve milliyetçi liderlerin devrilmesine yol açtı. Bu liderler demokrasi ve siyasal katılım vaat etmişlerdi ancak vaatlerini yerine getiremediler. Bu süreçte yerel liderlerin yeteneksizliği, dış müdahaleler ve İsrail’in kuruluşu patlamaya müsait bir ortam yarattı. Bu durum darbelere, savaşlara, devrimlere yol açtı ve sonuçta Arap milliyetçiliği ve Arap sosyalizmi başarısız oldu. Zaman içerisinde otoriter sistemler oluşturuldu ve insan onurunun hiçe sayıldığı korku cumhuriyetleri hükmetmeye başladı. İnsanların ifade özgürlüğüne izin verilmedi. Halk taleplerini, beklentilerini ve ideallerini ifade edemedi. Bölgeye dış güçlerin müdahalesi, yabancı devletlerin özellikle Irak, Afganistan, Libya ve İran ile ilgili çifte standart uygulamaları ve İsrail’e arka çıkmaları patlamaya hazır bu durumu daha da körükledi. Bölgenin insan kaynaklarını etkili ve verimli bir şekilde değerlendirecek fikirlerin yokluğu ve işsizlik olumsuz ekonomik faktörler olarak ortay açıktı. Neoliberal ekonomi politikaları işsizlik ve yoksulluğu önleyemedi. Bütün bu iç faktörlerin yanı sıra insanların talep ve şikayetlerini dile getirebilecekleri bir örgüt olan Müslüman Kardeşler Nasır döneminden itibaren bastırıldılar. İnsanların sistemle ilgili şikayetleri birikerek büyüdü. Bütün bunlar birleşti ve ilk adım olarak Tunus’da insanlar korkularını yendiler. Mısır’da süreç devam etti. Patlama durdurulamadı ve Yemen, Libya, Bahreyn ve Suriye’ye sıçradı. Bu ülkelerde daha önce görülmemiş talepler dillendirildi ve Arap halkları haklarına ilişkin taleplerinin duyulması ve dinlenmesi için bastırdılar.
     
    Sizce Körfez ülkelerinde ayaklanma veya devrim görecek miyiz?
     
    Çok önemli bir soru. Arap Baharı protesto hareketleri sadece cumhuriyetlerle sınırlı değildir. Bu hareketler sınırları ve Magrib-Maşrık ayrımını aşmaktadır. Monaşiler bölgede bir tsunami gibi sınırları aşan bu proteso dalgasına bağışık değillerdir. Kimse kaçamaz. İnsanlar kendilerini ve ihtiyaçlarını dile getirmek istiyorlar. Daha şimdiden Bahreyn’de bu tür gösteriler oldu, ancak Suudi Arabistan başta olmak üzere diğer Körfez ülkeleri tarafından bastırıldı. Sonra, Umman’da Sultan onaltı bakanı görevden almak zorunda kaldı. Suudi Arabistan’ın petrol kaynaklarının yer aldığı ve Şiilerin çoğunlukta olduğu doğu bölgelerinde de protestolar oldu. Kuveyt’te Arap Baharı hükümetin düşüşüne neden oldu, seçimler yapıldı ve ilk defa muhalefet partileri çoğunluk kazandı ve iktidara geldi. Aap Baharı’nın Kuveyt kıyılarına ulaştığını görüyoruz. El Cezire yer vermedi ama Katar’da da protesto hareketleri var. Ben oradaydım ve kendi gözlerimle gördüm. Entellektüeller Emir’e siyasi reform dilekçeleri verdiler. Emir, Ulusal Meclis seçimleri sözü verdi. Arap Baharı Körfez kıyılarına kadar ulaştı. Bazıları İran’dan ilham alındığını söylüyor fakat doğru değil. Elbette İran devriminin, siyasi sisteminin ve seçimlerinin Arap halkı üzerinde etkisi vardır. Ancak şimdiki durum iç kaynaklı. Bu gerçek Arap öfkesinin yansıması. Yerine getirilmeyen vaatler, başarısız politikalar ve dış müdahalelerle dolu bunca yıldan sonra Araplar kendi elitleri ve liderleri tarafından kendi kimliklerinin ayaklar altına alındığını görmektedirler. Kendi liderleri İsrail’in ve diğer dış güçlerin kuklası haline gelmişlerdir. Arapların onur duygusu çok köklüdür.
     
    Arap Baharı’nın Tunus’ta başlayıp bittiğini iddia edenler var. Arap Baharı ilk ortaya çıktığında sizin bahsettiğiniz gibi meşruiyet ve onur daha ön plandaydı ancak zamanla başka ülkelerde olayın mezhepsel boyutu daha fazla öne çıkmaya başladı. Bu durumu Ortadoğu’da gerçek demokrasiye ulaşılması açısından tehlike olarak görüyor musunuz?
     
    Özgürlük mücadelesi bir ülkeyle veya bir grupla sınırlandırılamaz, dinsel ve etnik ayrımları aşar. Bu kutuplaşma insanların özgürce ve korkusuzca düşünebildikleri, yazabildikleri ve konuşabildikleri bir hayat için mücadele vermelerini engelleyemez. Şii-Sünni ayrımı Batı tarafından körüklenen bir ayrımdır. İranlılar devrim yaptıklarında bunu bir Şii devrimi olarak yansıtmadılar. Şii-Sünni ayrımı daha çok 2003’de ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra gündeme geldi. Sünni olan Saddam, çoğunluk olan Şiiler üzerinde egemenlik kurmuştu. Aynı şekilde Bahreyn’de Sünniler, Şiilerin üzerinde hakimiyet kurmuştur. Irak’ta Şiiler iktidara kavuşunca Bahreyn’deki Şiiler de aynı şeyi talep edecektir. Bu çelişki şimdi Amerikalıları düşündürmektedir. Bütün bunlar özgürlük taleplerini durduramaz. Ögürlük talepleri Sünniler, Şiiler, Kürtler ve diğer tüm halklara yayılacaktır. Bu taleplerin bazı tehlikleri boyutları da bulunmaktadır. Siyasi parçalanmışlık artabilir. Mesela, eğer Suriye’deki Hıristiyanlar güvende olmadıklarını hissederlerse ayrılık talep edebilirler. Yabanı güçler d e bu ayrılıktan faydalanabilir. Mesela İngilizler hem Türkiye’yi destekleyerek hem de güneydoğudaki Kürtleri destekleyerek çifte standart uygulamaktadırlar. Yabancı güçler yerel sorunlardan faydalanmaya çalışır. Şii-Sünni ayrılığının böyle bir boyutu mevcuttur. Gene de bunun protestolar üzerinde gerçek bir etkisi olmayacaktır.
     
    Arap Baharı ile ilgili ikinci bir nokta İslami partilerin yükselişi. Kuzey Afrika’da seçimleri kazandılar. Bazı kesimler arasında bu yükseliş kaygıya neden oluyor. Siz İslami partilerin iktidara geldikten sonra daha pragmatik ve sorumlu davranacağına inanıyor musunuz?
     
    Elbette, çünkü insanlara somut bir şeyler sunmaları lazım, özellikle iş ve istikrar. Gerçeklerden kaçamazlar. Mısır Suudi Arabistan gibi zengin değil. İstihdam yaratmak için politikalar geliştirmeleri gerekiyor. Her sene üniversitelerden bir sürü genç meun oluyor ve iş aramaya başlıyorlar. İhracat ve sanayi politikaları lazım. Sadece turizme güvenemezsin. Sadece yurtdışındaki Mısırlıların dövizlerine güvenilmez. Üretim ve verimliliğin sağlam bir temeli olmalı. Mısır, Tunus, Yemen ve diğer ülkelerdeki her İslamcı partinin bu tür politikalar izlemesi gerekir, çünkü halka karşı sorumluluk sahibi olacaklar ve meşruiyetleri sadece İslam’a dayanamaz. İnsanlar sadece din emelli yaşamazlar. Ekonomik geçim kaynaklarına da ihtiyaç duyarlar.
     
    Türkiye parlak bir örnek. Laik bir anayasası ve İslamcı bir partinin iktidarı var. Ekonomik bir temel oluşturulmalı. İslamcı partilerin sorumuluğu çok büyük. Sadece İslam açısından değil aynı zamanda verimli olmaları bakımından, halka somut şeyler sunmalar ve bağımsız politikalar izlemeleri bakımından. Türkiye bir NATO üyesi, ancak Araplar Türkiye’yi bağımsız bir dış politika izleyen bir devlet olarak görüyorlar. Mesela Türkiye 2003’de Irak’ı işgal edecek Amerikan kuvvetlerine topraklarını kullandırtmadı. Türkiye Kuzey Kıbrıs’tan çekilmesine ilişkin Amerika baskılarına aldırmıyor, çünkü bunu bir ulusal çıkar meselesi olarak görüyor. Türkiye’nin ulusal çıkarları, onun İsrail ve Filistin’e karşı farklı bir politika izlemesini gerektiriyor. Türkiye ahlaki kaygılar ve ulusal çıkarların gerektirdiği bağımsız bir dış politika izliyor. Siz Filistinlilerin acısını hissedebiliyorsunuz. Onlar daha iyi bir yaşamı hak ediyorlar ve artık İsrail’in ve diğer sözde insan hakları koruyucusu ülkelerin ellerinde aşağılanmamalılar. Çifte standart uygulanıyor. Bu sözde insan hakları koruyucuları İran, Mısır, Libya gibi ülkelerden BM Güvenlik Konseyi kararlarına harfiyen uymalarını talep ediyor. Ancak konu Filistin olduğunda Amerika yirmisekiz defa İsrail’i korumak üzere veto kullanıyor. BM Genel Kurulu’nda Filistin ile ilgili yüzlerce karar var. Bu küresel olarak kabul edilen bir mesele. Fakat gene de bazı devletler yol haritasını, iki devletli çözümü ve Filistin devletinin kuruluşunu geri çevirmek için etkili yöntemler buluyorlar. Baskıdan ve kamuoyundan bir şekilde sıyrılıyorlar. Şimdi de İslam tehdidinden ve El Kaide tehdidinden konuşuyorlar. Ama Arap halkı İsrail’in daha önemli bir tehdit olduğunu biliyor. 1950’lerde ABD ve İngiltere Nasır’a “Sovyetler Birliği’ne arşı bizimle birlik olmalısın” dediklerinde Nasır “Sovyetler bizi işgal etmedi, Rusya Arapları öldürmedi, bize karşı İsrail silah kullandı ve İngiltere Mısır’da hakimiyet kurdu” diye cevap verdi. Bu benim anlayışım. Arap Baharı bir çok içsel ve ekonomik faktörün bir sonucudur.
     
    İsrail ve İran arasındaki gerginlik konusunda ne düşünüyorsunuz?
     
    Ben İsrail’in İran’a saldıracağını düşünmüyorum. Nükleer tesislere yönelik olursa İran dayanır. Ancak ikinci bir dalgada petrol tesisleri, rafinerileri, boru hatları ve altyapı hedeflenirse İran dayanamaz. İsrail ancak birinci dalgayı gerçekleştirebilir, ikinciyi yapamaz. İran ise karşılık olarak topraklarında bir şey yapamaz ama ötesinde çok şey yapabilir. Ancak uçakları ve bombardımanı engellemesi zor.
     
    Hindistan’ın Arap Baharına yaklaşımı nasıl şekilleniyor? Hindistan bu gelişmeleri bir Batı politikalarının bir ürünü mü yoksa halkın meşru talepleri olarak mı değerlendiriyor? Suriye konusuna yaklaşımı nasıl?
     
    Bildiğiniz gibi biz 1950’de bir demokrasi olduk. Özgürlüklerin, demokrasinin, çok partili siyasi sistemlerin, seçimlerin her yerde gelişip güçlenmesi bizim istediğimiz şeylerden biri olmuştur. Bu bakımdan, Arap halklarının karar alma süreçlerine katılma, seçimler ve anayasa mücadelesi bizim açımızdan hoş karşılanan bir gelişmedir. Bizim ABD gibi bir demokrasi teşviki gündemimiz yok, biz bunu bir koşul haline getirmedik. Fakat biz hükümetlerin toplumların kabul edeceği bir şekilde adım adım demokrasi, insanakları ve siyasal katılımı teşvk etmesi gerektiğine inanıyoruz. Geniş bir uzlaşma olmalı. Bu bizim küresel bazda demokrasi teşviki yaklaşımımız. İkincisi, biz Arap dünyasındaki siyasal sistemlerin diktatörlüğe kaydığını görüyoruz. Siyasi sistemler korku cumhuriyetlerine dönüşüyor. İlk işaret Tunus’ta verildi. Oradan Mısır’a sıçradı. Biz bunu olumlu bir gelişme olarak gördük. Hindistan Tunus’u da Mısır’ı da tutarlı bir şekilde destekledi. Hindistan’ın tepkisi genel yaklaşımıyla tutarlı olmuştur. Biz kendi halkımız için istediklerimizi tüm halklar için istiyoruz.
     
    Hindistan’ın resmi tutumu bu şekilde mi?
     
    Evet, çünkü biz insan kapasitesinin en iyi bir şekilde özgürlük ortamında açığa çıkacağını düşünüyoruz. Bu şekilde insanların kapasitesi gelişebilir. Bu şekilde kültür ve medeniyet ilerler. Eğer insanlar korku içerisinde yaşarsa kapasiteleri donar. Diktatörler, polis ve güvenlik güçleri onları bastırır ve ezer.
     
    Bu durum Suriye için de geçerli mi?
     
    Biz rejim değişikliğinin dış kaynaklı olmasına karşıyız. Libya örneğinin tekrarlanmasını istemiyoruz. Barışçıl dönüşüm içeriden kaynaklanmalı, dışarıdan değil.
     
    Bunun Suriye’de nasıl gerçekleşeceğini düşünüyorsunuz?
     
    Baştan itibaren biz Suriye Anayasası’nda yöneten partiyi belirleyen maddelerin değiştirilmesi gerektiğini savunduk. Bize Anayasanın başka laik partilere imkan tanıdığını söylediler, ancak bu madde durduğu sürece mümkün değil. Müslüman Kardeşler istem içerisinde sorumlu bir parti haline gelebilir, tıpkı Mısır ve diğer ülkelerde olduğu gibi. Biz halkın gerçek özlemini anlıyoruz. Bölgede Müslümanlar büyük bir çoğunluk. Bu gerçeklikle uzlaşmamız lazım. Halk Müslüman ve İslam onlar için bir hayat tarzı.
     
    Son olarak Türkiye-Hindistan ilişkilerinin mevcut durumunu değerlendirebilir misiniz? İlişkileri geliştirmek için neler yapılabilir?
     
    Hindistan ve Türkiye değişik bir tarihsel seyir izledi. Hindistan bağlantısız bir politika takip etti, Sovyetler ve Çin ile dostluk geliştirdi. Türkiye ise NATO ve CENTO üyesi oldu, İran ve Pakistan ile Kalkınma için Bölgesel İşbirliği’ni kurdu ve Temmuz 1958’ kadar Bağdat Paktı içerisinde yer aldı. Sonra siz Pakistan ile yakınlaştınız. Hindistan ABD ile iyi ilişkilere sahip değildi. Fakat 1988’de Rajiv Gandhi’nin Ankara’yı ziyareti ve Turgut Özal’ın Hindistan ziyareti bir dönüm noktası oldu. Bunları “Geçmiş ve Yeni Gerçeklikler” adlı yeni basılan, Türkiye ve Hindistan ile ilgili kitabımda anlattım. 1991’den itibaren ekonomik liberalizasyon iki ülkeyi birbirine yaklaştırdı. Ekonomik fırsatların yanı sıra, iki devlet Afganistan ve Keşmir gibi benzer kaygıları da paylaşıyordu. Biz Kıbrıs’ta Makarios’u destekledik ve Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’tan çekilmesi gerektiğini savunduk. Fakat, bu sorunlar karşılıklı olarak çözüldü. Bülent Ecevit Hindistan ziyaretinden sonra Pakistan’a gitmedi ve “Hayır ben Hindistan’a odaklanıyorum” dedi. Pakistan, gelişen Türkiye-Hindistan ilişkilerinde bir engel teşkil etmemeli. Ekonomik ilişkiler gelişiyor. Siyasi ilişkiler istikrarlı. Ticaret gelişiyor ve büyük bir potansiyele sahip. Hindistan açısından Türkiye’nin Asya, Çin, Japonya, Kore, Hindistan ve diğer Asya ülkelerine yönelik yeni dış politika yaklaşımı çok ilgi çekici. Türkiye, Avrupa Birliği, NATO ve Amerika’ya olan bağımlılığından kurtulup bu yeni yaklaşımı benimsedi. Türkiye’nin bölgesel konulardaki tutumunu takdirle karşılıyoruz. Türkiye Orta Asya, Batı Asya, Afganistan ve Arabistan’da önemli bir rol oynuyor. Ayrıca, AK Parti ordunun siyasal sistemdeki etkisini denetim altına aldığını görüyoruz. Türk ordusu Türk milletinin, laikliğin ve Kemalist ilkelerin koruyucusu rolünü benimsemişti. Bu rol Anayasa’da belirlenenin ötesinde bir roldü. AK Parti barışçıl, anayasal ve kabul edilebilir bir yöntemle orduyu profesyonel sınırlarına çekti ve siyasete karışmasını engelledi. Bu bizim memnuniyetke karşıladığımız bir gelişme. Siviller ordunun etkili bir şekilde denetlenmesini sağlamalı çünkü ordu bir kere siyasete karıştığında rolünü kalıcı hale getirme çabasında oluyor. Sonrasında ise Mısır’da gördüğümüz gibi ekonomik alanda da etkinliğini artırıyor. Mısır’da ekonominn yüzde kırkını ordu kontrol ediyor. Halkın iktidarının anayasal geçerliliği ve kutsallığı bizim için önemli. Ordu halkın iktidarından yüksek bir konuma gelmemeli. Bizce Türkiye doğru yolda ilerliyor.
     
    Teşekkür ederiz.
     

    * Bu röportaj 19 Şubat 2012 tarihinde, Rusya’nın Soçi kentinde düzenlenen Valdai Forumu sırasında ORSAM Başkanı Hasan Kanbolat ve ORSAM Uzmanı Oytun Orhan tarafından gerçekleştirilmiştir.

       
       
       
     04 NİSAN 2012  
         
    28 Ağustos 2015
    ORSAM Rapor No: 201
    Ağustos 2015
    Birleşmiş Milletler’in Libya
    Krizine Yaklaşımı
    Raporu 
    ORSAM Rapor No: 200
    Temmuz 2015
    Türk Kızılayı Toplum Merkezi
    Projesi 
    İhtiyaç Tespiti
    Raporu 
    (Tr-Eng)
    ORSAM Rapor No: 199
    Haziran 2015
    Türkiye-Lübnan Dostluk Köprüsü:
    Lübnan’da Türk 
    Varlığı ve Osmanlı Mirası
    (Tr-Eng)
    ORSAM Rapor No: 198
    Mayıs 2015
    IŞİD Sonrası Irak’ta
    Tartışmalı Yeni Aktör: Haşdi
    Şaabi (Halk/Millet Yığınları)(Tr-Eng-Ar)
     
    ORSAM Rapor No: 197
    Mart 2015
    2015 İsrail Seçimleri:
    Süreçler, Aktörler, Projeksiyonlar
     
    ORSAM Rapor No: 196
    Ocak 2015
    Suriyeli Mültecilerin Türkiye’ye Ekonomik Etkileri:
    Sentetik Bir Modelleme
    (Tr-Eng)
    ORSAM Rapor No: 195
    Ocak 2015
    Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Etkileri
    (Tr-Eng)
    ORSAM Rapor No: 194
    Aralık 2014
    Petrol Fiyatlarındaki Düşüş ve Ortadoğu Ekonomilerine Etkileri
    (Tr-Eng)
    ORSAM Rapor No: 193
    Kasım 2014
    Uluslararası Toplumda Japonya ve Türkiye: İşbirliği ve Potansiyel
    (Tr - Eng)
    ORSAM Rapor No: 192
    Ekim 2014
    Tunus Seçimleri Arifesinde Türkiye-Tunus İlişkileri
    (Tr - Eng)
    ORSAM Rapor No: 191
    Eylül 2014
    ABD’nin IŞİD Stratejisi ve Irak ile
    Suriye’ye Olası Yansımaları

    (Tr - Eng)
    ORSAM Rapor No: 190
    Haziran 2014
    Irak’ta 2014 Seçimleri,
    IŞİD Operasyonları ve Irak’ın Geleceği
    (Tr)
    ORSAM Rapor No: 189
    Nisan 2014
    Suriye’ye Komşu Ülkelerde Suriyeli Mültecilerin Durumu: Bulgular, Sonuçlar ve Öneriler
    (Tr - Eng - Ar)
    1 Temmuz - 31 Temmuz 2015
    Ana Sayfa    |    Üyelik    |    İletişim    |    Basın    |    Site Haritası    |    Bağlantilar    |    Rss