FİLİSTİN PARLAMENTOSU MİLLETVEKİLİ SAHAR FAHED QAWASMI İLE RÖPORTAJ
Filistin Parlamentosunda 2006 yılından bu yana El Fetih Bloğu’nun üyesi olarak milletvekilliği görevini yürüten Sahar Fahed Qawasmi ile Rusya’da Valdai Forumu sırasında konuşma imkanı elde ettik. Parlamentonun bayan üyelerinden biri olan Qawasmi ile Arap Baharı’nın Filistin iç politikası ve İsrail-Filistin sorununa etkisini, Filistin iç ve dış politikasında yaşanan son gelişmeleri ve Türkiye’nin Filistin sorunundaki rolünü konuştuk.
Röportaj: Hasan Kanbolat, Oytun Orhan
ORSAM: Acaba kendinizi tanıtabilir misiniz?
Benim adım Sahar Fahed Qawasmi. Filistin parlamentosunda El Fetih Bloğu milletvekili olarak görev yapıyorum. Batı Şeria’danım,
Arap Baharı’nın Filistin’deki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle, bence tüm bu halk ayaklanmaları uluslararası, yani küresel bir olgu. Bu sadece bizim bölgemize indirgenemez. Önümüzde küreselleşmeden ötürü tüm dünya değerlerinde devrimsel değişiklikleri getirecek yeni dönem olduğunu düşüyorum. Demokrasiden ve sosyal adaletten uzak olanlar ve demokrasi için gerekli altyapısı bulunanlar için önemli bir dönüm noktası olacak. Sonuçta bu dünyanın her yerine yayılacak. Wall Street’te ya da Atina’da hatta Tel Aviv’de yaşananlar, küresel dünyada yaşanan gerçek değişikliği yansıtmaktadır. Bu Avrupa’daki gerçek evrimdir. Filistin meselesine geldiğimizde, sonuçta, Filistinliler için olumlu bir hamle getirecek, çünkü yeni dönem Filistin’in şu anki durumu kabul etmeyecektir. Sonuç itibari ile uluslararası toplum ya bu hedefin bir parçası olmayı ya da olmamayı seçmek zorunda kalacaktır. Hedefin bir parçası olmak ise en azından bizler ve adalet için kabul edilebilir, daha aktif ve daha pozitif tutum ve davranışlardır. Yani sonuçta sorunlarımızın çözümünde olumlu bir rolü olacağını düşünüyorum.
Filistin yönetimi Suriye’deki duruma nasıl yaklaşıyor?
Öncelikle, resmi olarak, bizim yaklaşımımız tüm Arap dahili sorunlarına müdahil olmamaktır. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) kurulduğundan beri bizim tercihimiz bu yöndedir. Yaser Arafat’ın dünyadaki sorunlara karşı tutumu da böyleydi. Biz de bu yönde davranacağız. Benim babam FKÖ’nün, Suriye’den herhangi bir farkı olmadığını düşündüğü için öldürüldü. Babam FKÖ’nün Güvenlik Konseyi üyesiydi. Siyasi eğilimler iç sorunlara göre farklılık arz edecektir. Elbette ki insanları destekleyeceğiz.
HAMAS ve Halid Meşal’in Şam’dan ayrılacağı iddiaları yazılıyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bence Müslüman dünyasını Sünni ve Şii olarak bölmek, Müslüman olarak var olmamızı istemeyenlerin yararına olmaktadır. Müslüman Kardeşler genel olarak devrimlerin parçasıdır. Fakat Suriye’de aralarında bir anlaşmazlık var. HAMAS, Müslüman Kardeşlerin bir parçası ve bunu da kabul ediyor. Bence bu HAMAS ve Müslüman Kardeşler ararsındaki ilişkiyi yansıtmaktadır. Ve HAMAS da, Müslüman Kardeşler’in yanında mı yoksa dışında mı olacağına karar vermesi gerekiyordu. Ve onlar da Müslüman Kardeşler’in yanında olmayı tercih ettiler.
Filistin’in iç meselelerine gelecek olursak, HAMAS ve El Fetih arasındaki son uzlaşı hakkında ne düşünüyorsunuz, gelecek dönemde sizce neler yaşanacak?
Bence birleşme tüm tarafların çıkarına uygun olacaktır. El Fetih için, bizim amacımız devletimizi kurmak ve Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilmektir. Bizim yaptığımız başvuru, Filistinli partiler arasındaki ayrılık nedeniyle kabul edilmemişti. Bence Abu Mazin’in hedefi Filistinli partiler arasında birleşmeyi sağlamak ve böylece uluslar arası toplum tarafından devletimizin tanınmasını sağlamaktır. HAMAS tarafında ise şu anda Suriye’yi terk ediyorlar, ayrıca Müslüman Kardeşler içinde de daha ılımlı olma yönünde bir eğilim bulunuyor. Öte yandan birleşmenin HAMAS’ın yararına olacağını da düşünüyorum. Bence siyasi eğilim, iki tarafın bir araya gelmesi yönünde.
Birleşmiş Milletler’e devlet olarak tanınmak için başvuru yapıldı ancak henüz somut bir sonuç alınamadı. Filistin yönetiminin bir sonraki adımı sizce ne olacak?
Bu soru Ebu Mazin tarafından da soruldu. Dünya Bankası’na göre önümüzde çok ciddi zorluklar bulunuyor. Bununla ilgili geçen yılın başında bir rapor yayınlandı. Rapora göre, işgal altında olduğu sürece devam ettirilebilir gelişme sağlamak mümkün değil. Benim fikrime göre bu hususta çok akıllı davranmamız gerekiyor. Yeni Cenevre maddesine göre, tüm otoriteler işgal altında, eğitimden sağlığa kadar tüm yetkiler işgal gücüne bırakılıyor. Biz böyle bir şeyi kabul etmek istemiyoruz, çünkü İsrail bu yönde olumlu adımlar hiç atmadı. Bu nedenle bizler, İsrail meselesinin çözümü için gerekenleri yapması için Ortadoğu Dörtlüsü’ne gitmeliyiz. Bu konuda sorumluluk almaları gerekir. Bu siyasi süreci ilerlemesi için bir araç olarak kullanılmalıdır, çünkü herkesin işgalin bir bedeli olduğunu hissetmesi gerekiyor. Bizler daha fazla oranda uluslararası toplumu ve hukuku kullanmamız gerekiyor. Güvenlik Konseyi’ne gitmeye devam etmeliyiz. Bu sefer araçlarımız, daha kabul edilebilir ve küresel bir direniş var dünyada. Bundan faydalanabiliriz. Bu bazı değişiklikler yaratabilir.
Son sorumuz ise Türkiye’nin Filistin sorunundaki rolüne ilişkin. Türkiye Filistin’i uluslararası arenada ve özellikle BM’de savunuyor. Türkiye’nin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’deki hükümet ve insanlar, Ortadoğu’da çok aktif bir rol üstlendiğini düşünüyoruz. Bence Türkiye’nin bölgede önemli bir aktör olabilmesi için iyi bir fırsat bulunuyor. Şuanda tüm Arap ulusları Türkiye’ye model gözü ile bakıyor. Önceden Türkiye daha İsrail yanlısıydı, fakat şimdi Türkiye daha tarafsız olmaya, insan haklarının ve uluslararası hukukun destekçisi olmaya başladı. Süreçteki tüm aktörleri kabul ettiler. Bu bizim için çok olumlu bir gelişme.
Çok teşekkür ederiz.
* Bu röportaj 19 Şubat 2012 tarihinde, Rusya’nın Soçi kentinde düzenlenen Valdai Forumu sırasında ORSAM Başkanı Hasan Kanbolat ve ORSAM Uzmanı Oytun Orhan tarafından gerçekleştirilmiştir.
|