ARI: “ABD ile Beraber Türkiye’nin de İsrail’den Uzaklaşmaya Başlaması İsrail’de Açıkça Travmaya Dönüşmüş Durumda”
Ortadoğu üzerine çalışmaları ile tanınan Prof. Dr. Tayyar Arı, yeni dönemde ABD’nin Ortadoğu politikası üzerine sorularımızı yanıtladı. Arı, Obama döneminde ABD'nin dış politik söylemlerinde ve İsrail’le ilişkilerde yaşanan değişime işaret ediyor.
ORSAM: Obama yönetiminin genel olarak Ortadoğu politikasını “terörle mücadele” söylemi çerçevesinde nasıl değerlendiriyorsunuz ve size göre eski yönetim ile farklılıkları neler olacaktır?
Prof. Dr. Tayyar ARI: Terörle savaş (war on terror) Bush’un temel sloganıydı ve temel politikasıydı. Başkan Obama da hem seçilmeden önce hem de seçildikten sonra el-Kaide ile savaş konusunda Amerika’nın güvenliğini sağlama sorumluluğuna dikkat çekerek bu bağlamda terörü bitirmek için mücadele edeceğini söylemiştir. Ancak temelde büyük bir üslup farkının bulunması bir yana asıl fark, Obama’nın bu mücadeleyi yürütürken içerde özgürlüklere zarar vermemeye özen göstermesi, dışarıda ise bunu abartılı sloganlardan kaçınarak ve İslam dünyasını rahatsız etmeden yürütmeye çalışmasıdır. Öncelikle Obama yönetimi Bush ekibi tarafından kullanılan “war on terror” kavramını yani terörle savaş kavramını kullanmaktan özenle kaçınıyorlar ve bir anlamda bu kavramın kullanılması terk edilmiş durumda. Dolayısıyla Obama, her ne kadar Afganistan politikasını önemsese de bunu doğrudan doğruya “terörle savaş” olarak ifade etmiyor. Çünkü Bush’un “terörle savaş” yüzünden tüm Müslümanları karşısına almasına karşılık, Obama’nın İslam dünyasına daha sıcak mesajlar vermeye, terör ve İslam kavramlarını yan yana kullanmamaya özen gösterdiği söylenebilir. Bunu gerek Türkiye’deki konuşmasında gerekse Mısır’daki konuşmasında görmek mümkün. Bu durum Obama’nın terörle mücadeleyi bir tarafa bıraktığı anlamına gelmiyor ve bu konu şüphesiz Obama yönetiminin de gündeminde. Ayrıca Afganistan sorunu Obama yönetimi açısından da dış politikanın temel gündemini oluşturmaktadır. Özellikle aşırı sağın yoğun baskısı ile karşı karşıya bulunan Obama, Afganistan’daki asker sayısını arttırma konusunda isteksiz davranmakla eleştiriliyor. Bush’un terörle savaş politikası İsrail’in tüm Filistinlileri terörist olarak görmesine ve şiddeti sorunu çözmek için tek yöntem görme politikasını teşvik etmiştir. Bu durum Obama’nın değiştirmeyi amaçladığı bir durumdur. Yeni Amerikan yönetiminin her ne kadar açıkça HAMAS’a yönelik bakış açısında bir değişiklik olmasa da HAMAS olmadan da sorunun çözülmeyeceğinin farkındalar. İsrail’e baskı yaptığı, Afganistan politikasında asker artırımı konusunda isteksiz davrandığı ve özellikle de İran politikası dolayısıyla da yoğun bir eleştiri ile karşı karşıya bulunan Obama, Cumhuriyetçi medya ve siyaset dünyasının yoğun eleştiri ve baskısı karşısında bulunmaktadır. Bu durum birçok vesileyle dile getirilmiştir. Eski başkanlardan Carter’ın muhalefetin çıkışlarını (Cumhuriyetçi Milletvekili Joe Wilson’ın Kongre’nin ortak oturumundaki konuşması sırasında Obama’ya yalan söylüyorsun demesini) ırkçılık olarak değerlendirmesi, eski başkan Bill Clinton’ın Obama’nın aşırı sağın komplosuyla karşı karşıya olduğu yönündeki değerlendirmesi ve New York Times’ta Paul Krugman tarafından kaleme alınan yazıdaki Obama’ya yönelik eleştirilerde ölçünün kaçtığı yorumu bu baskılara dikkat çekmeyi amaçlayan çıkışlardı. Obama yönetimi, ama özellikle Obama, sağın kendisini içine çekmeye çalıştığı bataklığa karşı daha temkinli bir politika izlemeyi tercih ederek, Afganistan ve İran konusunda Bush politikalarından farklı olarak daha temkinli bir üslubu tercih ediyor. Ama bu durum, karşıtları tarafından acizlik ve basiretsizlik olarak yorumlanacak kadar sert eleştirilere muhatap oluyor.
Amerikan Yönetimi’nin yeni İsrail hükümetine bakışını ve önümüzdeki günlerde İsrail hükümetine İsrail-Filistin barış görüşmeleri çerçevesinde bir baskı yapılacağını düşünüyor musunuz?
ABD’nin geleneksel Ortadoğu politikasında İsrail oldukça merkezi bir öneme sahip olmuştur. Bu durum Başkan George W. Bush döneminde nerdeyse doruğa ulaşmıştır. Fakat Bush tarafından izlenen politika içerde ve dışarıda büyük tepki toplarken Amerika’nın imajı üzerinde de aşındırıcı bir etki yapmıştır. Zaten bu durum Obama’nın Başkan seçilmesinde de temel belirleyicilerden biri olmuştur. Obama ekibi, her ne kadar Gazze sürecinde İsrail’e karşı net bir karşı tavır içinde olmasalar da İsrail’in mevcut tutumunu sürdürmesi halinde Ortadoğu barışında bir ilerlemenin olmayacağının farkındaydılar. Ayrıca Obama gerek 6 Nisan’da Türkiye’de gerekse 4 Haziran’da Mısır’da yaptığı konuşmalarda İslam dünyasına ümit vermiş farklı bir çizgi izleyeceği izlenimini uyandırmıştır. Bu çizgisiyle tutarlı olarak Obama İsrail’in yeni yerleşim yerleri inşa etme politikasına kesinlikle karşı olduğunu gerek 14 Mayıs’ta Netanyahu ile Beyaz Saray’da gerçekleşen toplantıda gerekse daha sonraki açıklamalarında ortaya koymuştur. Hatta geleneklere aykırı olarak ilk defa bir Amerikan başkanı, seçilmesinin üzerinden aylar geçmesine ve Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır gibi bölge ülkelerine daha birkaç ay içinde önemli ziyaretler gerçekleştirmesine rağmen İsrail’e uğramadı. Bunun İsrail üzerindeki etkisini Haziran ayının ilk yarısında bu ülkede bulunduğum esnada görme imkanı buldum. İsrail’de gerek politikacılar gerekse entelektüeller ABD’nin tavrından dolayı büyük bir şaşkınlık yaşıyorlar. Aslında bu şaşkınlığın tek nedeni ABD’nin kendilerine sırt çevirmiş olduğunu düşünmeleri değil yalnızca; Türkiye gibi bölgede en önemli müttefik ülke ile de ciddi sorunlar yaşamaları ve Türkiye’nin de İsrail’den uzaklaşmaya başlaması İsrail’de açıkça travmaya dönüşmüş durumda. Fakat İsrail’de aklı başında olan ve meseleye duygusal yaklaşmayan herkes her iki ülke ile de yaşanan sorunun temelinde barış sürecindeki tıkanmanın yattığını gayet iyi biliyor. Dolayısıyla barış sürecinde yaşanacak olumlu bir gelişme, İsrail’in her iki eski müttefikiyle de ilişkilerinin tekrar yoluna girmesini sağlayabilir. Ancak Amerika’daki yapıyı yakından tanıyanlar İsrail’e baskı yapmanın çok da kolay olmadığını bilirler. Daha önce Bush’u destekleyen aşırı sağ, şimdi de Obama’ya karşı şiddetli bir şekilde muhalefet etmekte. Özellikle daha önce neo-conların merkezi olan Hudson Institute, American Enterprise, Weekly Standart ve Fox TV gibi araştırma kurumları ve yayın organları tam gaz Obama’ya yükleniyor. Dolayısıyla, Obama karşıtı kesimler, dikkatleri Ortadoğu barış sürecinden İran ve Afganistan’a kaydırma konusunda son derece başarılı oluyorlar. Amerikan kamuoyunun dış politikada ana gündemi sırayla, İran, Afganistan, Irak ve Ortadoğu Barış süreci. Durum böyle olunca ben açıkçası kısa vadede önemli bir gelişme yaşanacağını sanmıyorum. Ama görüntüyü kurtarmaya dönük bazı manevralar söz konusu olabilir.
Son olarak, Irak’tan çekilme sonrası, Obama yönetiminin özellikle Amerika’nın Irak’ın kuzeyine askeri üs kurma ihtimali çerçevesinde Irak siyasetinin nasıl gelişeceğini düşünüyorsunuz? Bu durum karşısında Amerikan Türkiye ilişkilerini NATO bağlamında değerlendirir misiniz?
Açıkçası Amerikan yönetiminin özellikle Bush döneminde bu alternatifi ciddi ciddi düşündüğünü söyleyebiliriz. Ancak Obama yönetiminin Türkiye ilişkileri düşünüldüğünde alternatifin tamamen rafa kalkmasa da çok azaldığını söyleyebiliriz. Bu alternatifin üzerinde duranlar daha ziyade Türkiye’den ümidi kesmiş ve Kürtleri müttefik olarak gören ve daha ziyade İsrail’e yakınlıklarıyla bilinen aşırı sağı temsil eden çevrelerdi. Ancak bugünlerde Türk-Amerikan ilişkilerinde farklı bir süreç yaşanıyor. Dolayısıyla Ankara-Washington hattında ciddi güvensizlik oluşturacak ve ilişkileri yeniden gerginleştirecek olan böyle bir alternatifin Obama yönetimi tarafından gündeme getirileceğini düşünmüyorum.
Sayın Arı, değerli bilgilerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz.