Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Necef-Kum Arasındaki Tarihi Çekişme

Gül ATMACA, Araştırmacı-Yazar
Şii dünyasının matem ayı Muharrem’de yüzbinlerce insan Irak ve İran’daki kutsal kentlere akın ediyor. On iki İmamların mezarlarının olduğu topraklarda, Kerbela Olayı adeta yeniden yaşanıyor. Şii inancının belkemiğini oluşturan Kerbela Savaşı, 10 Ekim 680 tarihinde bugünkü Irak sınırları içinde Hz. Muhammed’in torunu Hüseyin bin Ali’ye bağlı küçük bir birlik ile Emevi Halifesi I. Yezid’e bağlı ordu arasında yaşandı. Hz.Hüseyin ve taraftarları destek sözü aldıkları Küfe halkı tarafından yalnız bırakıldılar. Günlerce süren savaşta içecek bir damla suları bile kalmadı. Küçük çocukları çadırda öldürülen Hüseyin’in başı vuruldu. İşte, Şiiler her sene Muharrem’in 10. Günü Aşure’de bu olayı gözyaşları, ağıtlar ve dövünmelerle anıyorlar.   Şiilik denilince akla ilk olarak İran gelse de Kerbela, Necef gibi kutsal kentler Irak’ta bulunuyor. İran'da sadece Meşhed'de İmam Rıza'nın türbesi bulunurken, Necef'te Hz. Ali'nin, Kerbela'da Hz. Hüseyin'in, Bağdat-Kazımiye'de Musa Kazım’ın, Samara’da İmam Hasan‘ın türbeleri var. Şiiler için ikinci Kâbe sayılan bu kutsal yerler, hacıları çekmekle kalmayıp, eğitim havzaları olarak öğrenci ve ulemayı yetiştiriyor. Örneğin, İran’daki din adamlarının çoğu Necef’te yetişmiştir. Dahası, İran’ın Kum kenti Necef’te okuyan din adamları tarafından kurulmuştur.   Şiiliğin merkezi olma konusunda Necef ve Kum arasındaki çekişme yüzyıllar öncesine dayanıyor. Örneğin, 1058'de Şeyh Tusi tarafından kurulan ilk medreseyle çekim alanı olmaya başlayan Necef, Şiiliği resmi din ilan eden Safeviler (16.yy-18.yy) zamanında liderliğini İran'a kaptırmıştı. 18.yüzyıla gelindiğinde ibre tersine döndü. Necef’e çok sayıda İranlı ailenin yerleşmesi Irak’ta Şiiliğin konumu ve örgütlenmesine etki yaptı. Necef’teki Şii hiyerarşisi İranlı müctehidlerin kontolü altına girdi, İran ve Hindistan’dan sadece öğrenciler değil bağışlar da akmaya başladı. Necef yarı otonom bir yapıya kavuştu. Hac ve eğitim merkezi olduğu kadar çölde ekonominin merkezi haline geldi.   Osmanlı Şii Yayılmacılığından Rahatsızdı
Osmanlı Devleti‘nde, Ortadoğu’daki toprakların daha verimli işlenmesi dolayısıyla vergi gelirinin artması için 19.yy’da göçer aşiretlerin yerleşik hayata geçirilmeleri için politikalar üretildi. Göçerlerin yerleşik hayata geçmesi denetlenmelerini de kolaylaştıracaktı. Ancak, onların yerleşik hayata geçerken Şiiliği seçmesi Osmanlı açısından başka sorunlar doğurdu. Öyle ki , 1889 tarihli bir raporda, Necd, Basra, Samara, Hille, Necef ve Kerbela nüfusunun yüzde 95’inin Şii olduğunu yazıyor. Şiilik o kadar hızlı yayılmaktadır ki Bağdat nüfusunun üçte biri Şiiliği seçmişti. Yerel idarecilere göre Şiiliğin yayılmasında iki neden vardı: Şii medreseleriyle kıyaslandığında Sünni eğitimin yetersiz olması, ikincisi İran’dan gelen Şii din adamlarının işi sıkı tutmaları.   On dokuzuncu yüzyılda Irak’ta yaşanan Şii yayılmacılığı Osmanlı Devleti ve İran arasında sorun yarattı. Bölgeden İstanbul’a giden raporlarda, İran sınırına yakın olan yerlerde İranlı kökenli ulema tarafından yapılan Şii propagandasından bahsediliyordu. Raporlardan, yerel idarecilerin İranlıların faaliyetleri karşısında çaresiz kaldıkları anlaşılıyor. Bu arada, Irak’ın güneyindeki sosyo-ekonomik merkezler haline gelen Necef ve Kerbela, ellerindeki bu güçle göçerler üzerinde denetim kurmakta yerel yönetimlerle yarışır hale gelmişlerdi.   Osmanlının kutsal Şii topraklarında yaşadığı diğer sorun ise cenaze trafiğiydi. Şiiler için kutsal topraklarda gömülü olmak çok büyük önem taşıyor çünkü imamlara yakın olurlarsa “Hesap Günü”nde onların kendilerine aracı olacağına böylelikle Allah’ın merhametine mazhar olacaklarına inanıyorlar. Ayrıca, ölüm ve diriliş arasındaki zamanın (berzah) kısatılmasında imamların himmetinden yararlanacaklarına inanıyorlar. İmam Cafer El Sadık’a atfedilen bir söze göre “Ali’ye yakın olmak yedi yüz yıl ibadet etmekten daha sevaptır.” İşte bu yüzden, Şiiler yüzyıllardır ölülerini Necef’teki Vadi es Selam (Huzur Vadisi), o kadar büyük olmasa da Kerbela’daki veya Samara’daki mezarlıklara götürmek için yarışıyorlar.   Cenazelerin kutsal topraklara taşınmasının İslam fıkıhına uygun olup olmadığı saygın Şii müctehidler arasında zaman zaman tartışma konusu olsa da cenaze trafiği hep devam etti. Irak topraklarına doğru seyreden cenaze trafiğinde diğer önemli ayrıntı ise vergiye tabii olmasıydı. 19.yy’da, tabiyeti Osmanlı, İranlı, Hintli ne olursa bütün cenazeler vergiye tabiydi. Tarih kitapları Necef ve Kerbela’ya kaçak getirilen cenazeler yüzünden Osmanlı askerleriyle, Arap kaçakçılar arasında zaman zaman çatışmalar çıktığını, yerel idarecilerin bunu önlemek için tetikte olduğunu da yazıyor. Bu arada, Necef’teki mezarlığa bakınca “bu kadar kişiyi bu mezarlık nasıl alıyor?” diye düşünebilir insan. Haklıdır da. Sorunun yanıtı ise çöl toprağının özelliğinde yatıyor. Buraya gömülen cenaze bir süre sonra aşağıya kayıp kaybolduğu için yeni gelenlere yer açılıyor.   Necef-Kum çekişmesine dönersek, Irak’ta Saddam ile birlikte Necef ve Kerbela’nın Şii politiğindeki gücü azalmıştı; Saddam Şiilerin gücünden çekiniyordu. Yani, Irak’ta Baas dönemi Necef için fetret devriydi. Buna bir de İran’da 1979’daki İslam devrimi eklenince  Şiiliğin merkezi Kum’a kaydı. Binlerce öğrenciyi bu sefer Kum kentine akmaya başladı. Necef 1963'te Suriye, Lübnan, Bahreyn, Kuveyt, İran, Pakistan, Hindistan, Afganistan ve Afrika'dan gelmiş 30 bin öğrenciyi barındırırken, bu rakam 2003'te üç bindi. Şah döneminde İran'dan Irak'a yaşanan göç Saddam'la tersine dönmüştü.   Ve Saddam, 2003’teki ABD işgaliyle devrilince Necef'e yeniden gün doğdu, Irak’taki Şiilere iktidar yolu açıldı. İran’ın Şii dünyası üzerindeki egemenlik kurma çabasından bir hayli çekinen ABD’nin Irak’ta Şiilere yolu açması ise ironik!   Iraklı ve İranlılar arasındaki rekabet
İran çoğrafyası İslamiyetle ilk kez Hz. Ömer döneminde Sasanilerin güç kaybetmeye (M.S. 634-644) başladığı sırada karşılaştı. Araplar İran seferinden büyük ganimetlerle döndü, Hz. Ömer, “İranlılar bunu unutmayacaklar” demişti, ölümü de yine bir İranlının elinden oldu; Küfe valisinin İranlı kölesi tarafından hançerlendi   Şiiliğin gelenek ve uygulamalarında Pers kültürünün etkilerini görmek mümkün. İran’ın Irak’taki Şiiler üzerindeki etkisini arttırma çabası ise hiç bitmemiş.  Kutsal kentlerde iş yapan İranlı şirketlere destek veren İran yönetiminin buralardaki bazı yerlerin tamiri, restorasyonu ve bakımı için para harcadığı da biliniyor. Necef ve Kerbela’nın her yıl yüzbinlerce insanı çektiğini ve buralarda epey büyük bir paranın döndüğünü görünce bazı Iraklı Şiilerin İranlı şirketlerin varlığından neden hoşnut olmadığı daha kolay anlaşılıyor. Öyle ki 2009 yılında Irak İçişleri Bakanlığı Kerbela’da Farsça levhaları kaldırtmış. Aynı yıl Nisan ayında tarihi şehir merkezinin Hz. Hüseyin ve Hz. Abbas’ın türbelerinin çevresini de içine alacak şekilde yenilenmesini içeren proje İranlı bir şirkete verilince Kerbela’daki Arap Şiilerin buna tepkisi sert olmuş.   Kerbela’daki bir otel sahibi bu duruma o kadar kızmış ki, “Biz Arabız. Kimsenin sömürgesi olmayız. İranlılardan emir almayız” diyor. Irak, her yıl en fazla 5 bin hacıyı almak üzere 2005’te İran ile bir anlaşma imzalamış. Ancak, İran sayının arttırılmasını istiyor ve bunun için kutsal kentlerdeki altyapıyı güçlendirmeyi öneriyor. Bu arada, Necef ve Kerbela’ya anlaşmada öngörülenden katbekat fazla insanın gittiğini; kutsal kentlerde ulaşım, barınma ve inşaat işi yapan İranlı şirketlerin Iraklı Şii siyasiler ve partilerle de ilişkisi olduğunu söylemek sanırım şaşırtcı olmayacaktır. Kutsal kentlerin rekabetinde bir sonraki galibin kim olacağını, Şii dünyasının kalbinin yeniden Necef’te atıp atmayacağını ise zaman gösterecek. 

Etiketler

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar